İSAR Yayınları | 45
TGSS DİZİSİ | 4
Verilerle Türkiye’de Genel Sağlık Profili
Ömer Ataç
Zübeyir Nişancı
Emrullah Atik
Editör
Zübeyir Nişancı
M. Tahir Kılavuz
Nisan 2026 - İstanbul
ISBN: 978-605-9276-68-9 e-Kitap
DOI: 10.5281/zenodo.19482138
Yayına Hazırlık
Muhammed Osman Çalışkan
Emrullah Atik
Redaksiyon
Ceren Erdoğan
Kapak ve Tasarım
Muhammed Ali Sak
Uygulama
Esat Yılmaz
© İSAR Yayınları
T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Sertifika No: 45609
Bütün yayın hakları saklıdır. Bilimsel araştırma ve
tanıtım için yapılacak kısa alıntılar dışında, yayıncının
yazılı izni olmadan hiçbir yolla çoğaltılamaz.
İSAR Yayınları
Selami Ali Mah. Fıstıkağacı Sok. No: 22 Üsküdar / İstanbul
Tel: +90 (216) 310 99 23 | Belgegeçer: +90 (216) 391 26 33
www.isaryayinlari.com | yayin@isar.org.tr
Katalog Bilgileri
Verilerle Türkiye’de Genel Sağlık Profili:TGSS 2024 | Ömer Ataç - Zübeyir Nişancı - Emrullah Atik
| İstanbul 2026 | İSAR Yayınları - 45 / TGSS Dizisi - 4 | ISBN: 978-605-9276-68-9 | 17.7 x 27
cm - 33 s. | 1. Sosyoloji 2. Sağlık_Sosyal Yönler 3. İstatistik_Toplumsal Araştırma 4. Sağlık
durumu_Türkiye 5. Sosyal Yapı
TGSS Dizisi | 4
Verilerle Türkiye’de
Genel Sağlık Profili
Yazarlar
Ömer Ataç
Zübeyir Nişancı
Emrullah Atik
İçindekiler
TGSS Nedir?
6
Grafikleri Nasıl Okumalıyım?
8
Verilerle Türkiye’de Genel Sağlık Profili
10
1. Genel Sağlık Algısı
10
2.
Kronik Rahatsızlık veya Kalıcı Engel Varlığı
15
3. Yaygın Görülen Bulaşıcı Olmayan Hastalıklar
19
4.
Koronavirüs Pandemisi
25
SONUÇ
32
Verilerle Türkiye’de Genel Sağlık Profili
ÖZET
Türkiye Genel Sosyal Saha Araştırması (TGSS) 2024 verilerine dayanan bu rapor, Türkiye toplumu-
nun güncel sağlık profilini ve başlıca sağlık sorunlarının görülme sıklıklarını çok boyutlu bir
yaklaşımla ele almaktadır. Raporun temel amacı; bireylerin öznel sağlık algılarından başlayarak,
yaşam kalitesini ve toplumsal katılımı doğrudan etkileyen fonksiyonel kısıtlılıkların, kalıcı engellerin
ve başlıca bulaşıcı olmayan hastalıkların (BOH) toplumsal dağılımını ortaya koymaktır.
Rapor dört alt başlıktan oluşmaktadır. İlk olarak, toplumun genel sağlık algısı değerlendirilmekte;
ardından günlük yaşam aktivitelerini sınırlayan kronik rahatsızlık ve fonksiyonel kısıtlılık varlığı
incelenmektedir. Raporun üçüncü bölümünde; yüksek tansiyon, romatizma ve diyabet gibi bulaşıcı
olmayan hastalıkların görülme sıklığı ele alınmaktadır. Raporun son bölümü ise yakın dönemin
küresel bir halk sağlığı sorunu olan Koronavirüs (COVID-19) pandemisine ayrılmıştır. Bu bölümde,
katılımcıların hastalığı geçirme öyküleri ile bir koruyucu sağlık davranışı olarak aşılanma davranışları
analiz edilmektedir.
Tüm bulgular; cinsiyet, yaş, öğrenim düzeyi ve yerleşim yeri gibi temel sosyodemografik değişken-
lerin yanı sıra İBBS-1 düzeyinde 12 coğrafi bölge özelinde detaylandırılmaktadır. Bu rapor, Türkiye
toplumunun genel sağlık profilini ortaya koyarak, karar vericilere halk sağlığı politikaları ve koruyucu
müdahale stratejileri geliştirme süreci için veri temelli bir yaklaşım sağlamayı amaçlamaktadır.
Ömer Ataç
Marmara Üniversitesi Nüfus ve Sosyal Araştırmalar Enstitüsü’nde görev
yapmaktadır. Araştırma alanları; tıpta kanıta dayalı karar verme, birinci
basamak sağlık hizmetleri, halk sağlığı politikaları, aşı tereddüdü ve akılcı
ilaç kullanımı üzerinedir. Kariyeri boyunca daha önce İstanbul Halk Sağlığı
Müdürlüğü ve İstanbul Medipol Üniversitesi bünyesinde çalışmış; University
of Kentucky’de misafir araştırmacı olarak bulunmuştur. Lisans eğitimini
Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde tamamlayan Ataç, Halk Sağlığı doktora
derecesini İstanbul Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü’nden almıştır.
Zübeyir Nişancı
Marmara Üniversitesi’nde öğretim üyesi olup Nüfus ve Sosyal Araştırmalar
Enstitüsü müdürü olarak görev yapmaktadır. Lisans eğitimini Boğaziçi
Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde; yüksek lisans derecesini Hartford
Seminary’de tamamlamıştır. Doktora eğitimini Loyola University Chicago
Sosyoloji Bölümü’nde tamamlamıştır. Loyola University Chicago’da
okutman olarak ders vermiş ve İstatistik Danışmanı olarak çalışmıştır.
Nicel araştırma metodları, gençlik araştırmaları, din sosyolojisi, sivil ve
sosyal katılım, sosyal eşitsizlikler, göç ve küreselleşme başlıca çalışma
alanları arasındadır.
Emrullah Atik
2023 yılında Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden mezun olan
Emrullah Atik, akademik çalışmalarına aynı üniversitenin Psikolojik Bilimler
Yüksek Lisans programında devam etmektedir. Marmara Üniversitesi Nüfus
ve Sosyal Araştırmalar Enstitüsü’nde araştırma görevlisi olarak görev
yapmaktadır. Çalışma alanı olarak otobiyografik bellek ve kolektif bellek
alanlarına odaklanmaktadır. Ayrıca, Türkiye Genel Sosyal Saha Araştırması
(TGSS) gibi geniş ölçekli projelerde araştırmacı olarak yer alarak araştırma
süreçlerine katkı sunmaktadır.
6
Verilerle Türkiye’de Genel Sağlık Profili
TGSS Nedir?
Türkiye Genel Sosyal Saha Araştırması (TGSS), Türkiye’nin sosyal, kültürel, ekonomik ve politik yapısını
derinlemesine incelemeyi hedefleyen kapsamlı, yenilikçi ve öncü bir sosyal araştırma projesidir.
Araştırma, akademisyenler, öğrenciler, politika yapıcılar ve sivil toplum kuruluşları başta olmak üzere
toplumsal konularla ilgilenen geniş bir kullanıcı kitlesine güvenilir ve nitelikli veri sunmayı hedeflemek
tedir. Eğitim, aile yapısı, dinî pratikler, politik tutumlar ve sosyal ilişkiler gibi çeşitli alanları kapsayan
TGSS, Türkiye’deki toplumsal eğilimlerin sistematik biçimde analiz edilmesine imkân sağlamaktadır.
TGSS, ulusal düzeyde ürettiği verilerin yanı sıra uluslararası karşılaştırmalara da olanak tanıyan bir
araştırma olarak tasarlanmıştır. Bu çerçevede Amerikan Genel Sosyal Araştırması (GSS), Avrupa
Sosyal Araştırması (ESS) ve Dünya Değerler Araştırması (WVS) gibi büyük ölçekli sosyal araştırmaların
metodolojik yaklaşımlarından ilham alınarak, Türkiye’ye özgü toplumsal dinamiklerin küresel eğilimlerle
karşılaştırmalı olarak incelenebileceği bir veri altyapısı oluşturulmuştur.
TGSS kapsamında elde edilen verilerin araştırmacılar tarafından kolay erişilebilir ve analiz edilebilir
olması amacıyla çevrimiçi veri portalı geliştirilmiştir. Kullanıcılar http://analiz.tgss.org.tr adresi üzerinden
tematik özet ve istatistiklere ulaşabilmekte ve veri setini keşfedebilmektedir. Böylece TGSS’nin,
Türkiye’de toplumsal yapıya ilişkin araştırmaları destekleyen, güvenilir veri sağlayan ve toplumsal
eğilimlerin sistematik biçimde izlenmesine katkı sağlayan önemli bir veri ve bilgi kaynağı olması
hedeflenmektedir. TGSS hakkında daha kapsamlı bilgiye araştırmanın internet sitesi (https://www.tgss.
org.tr/) ve Türkiye’nin Toplumsal Haritası: TGSS 2024 başlıklı ana rapor üzerinden erişilebilmektedir.
Yöntem
TGSS saha çalışması 17 Mayıs - 2 Haziran 2024 tarihleri arasında Olasılıklı Çok Aşamalı Tabakalı Küme
Örnekleme yöntemi kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmada, 2615 kişiden oluşan Türkiye temsili
bir örneklem kullanılmıştır. Örneklem tasarımı, Türkiye’nin 12 İBBS-1 bölgesinde, TÜİK’in kent-kır
sınıflandırması ve nüfus yoğunluğu dikkate alınarak belirlenen 26 ildeki 134 örnekleme kümesi
üzerinden oluşturulmuştur. Bu kapsamda yoğun kent (%67,9), orta yoğun kent (%14,8) ve kırsal alanlar
(%17,3) örneklem içinde orantılı şekilde temsil edilmiştir. Bireyler sistematik örnekleme yöntemiyle
rastgele seçilmiştir.
Doğu Karadeniz
187 | %7,2
Batı Karadeniz
İstanbul
Trabzon | 81 | %3,1
İstanbul | 391 | %15
97 | %3,7
Kuzeydoğu Anadolu
73 | %2,8
Batı Marmara
Zonguldak | 27 | %1
Kastamonu | 24| %0,9
Samsun | 136 | %5,2
238 | %9,1
Doğu Marmara
Orta Anadolu
Tekirdağ | 50 | %1,9
Balıkesir | 47 | %1,8
Erzurum | 37 | %1,4
Ağrı | 36 | %1,4
141 | %5,4
Bursa | 116 | %4,4
Kocaeli | 122 | %4,7
Kırıkkale | 60 | %2,3
Kayseri | 81| %3,1
Ortadoğu Anadolu
326 | %12,5
Ege
Güneydoğu Anadolu
111 | %4,2
Malatya | 52 | %2
Van | 59 | %2,3
306 | %11,7
Akdeniz
252 | %9,6
Batı Anadolu
İzmir | 124 | %4,7
Manisa | 96 | %3,7
Aydın | 106 | %4,1
271 | %10,4
Gaziantep | 91 | %3,5
Şanlıurfa | 113 | %4,3
Mardin | 67 | %2,6
Ankara | 168 | %6,4
Konya | 84 | %3,2
Antalya | 100 | %3,8
Adana | 123 | %4,7
Hatay | 83 | %3,2
7
Giriş
TGSS anketi toplam 589 sorudan oluşan kapsamlı bir soru seti içermektedir. Katılımcı yorgunluğunu
azaltmak ve veri çeşitliliğini artırmak amacıyla ankette rotasyon sistemi uygulanmış ve her rotasyonda
temel sorularla birlikte iki ana form ve bir ek form kullanılmış, böylece her katılımcıya yöneltilen soru
sayısı en fazla 475 olacak şekilde düzenlenmiştir.
Araştırma öncesinde pilot çalışmalar gerçekleştirilmiş ve veri toplama yöntemleri test edilmiştir. Veri
toplama sürecinde yüz yüze görüşme (CAPI) ve kendi kendine doldurulan anket (CASI) teknikleri birlikte
kullanılmıştır. Araştırmanın tüm aşamalarında bilimsel yöntemlere ve etik ilkelere bağlı kalınmış; katılım
cıların gönüllülüğü, veri güvenliği ve gizlilik ilkeleri gözetilmiştir. Araştırmanın yapısı, örneklem tasarımı
ve uygulama sürecine ilişkin ayrıntılı bilgilere https://www.tgss.org.tr/sayfa/genelbakis adresindeki
Metodoloji sayfası üzerinden ulaşılabilmektedir.
Araştırmanın Tasarımı ve Yöntem
Örneklemin Demografisi
TGSS örneklemi Türkiye’nin demografik yapısını yansıtacak şekilde tasarlanmıştır. Katılımcılar cinsiyet,
yaş, eğitim düzeyi ve yerleşim yeri bakımından ulusal düzeyde temsilî bir dağılım göstermekte ve TÜİK
bulgularıyla benzer bir dağılım sergilemektedir. Araştırmada katılımcıların %50,9’u erkek, %49,1’i kadındır.
Yaş dağılımına bakıldığında katılımcıların %62,8’i 18-44 yaş aralığında, %37,2’si ise 45 yaş ve üzerindedir.
TGSS örneklemi, eğitim düzeyinde TÜİK bulgularıyla benzer bir dağılım göstermiştir. Katılımcıların
%30,7’si lise, %19,6’sı ilkokul mezunudur. Üniversite mezunları %17,2 oranıyla üçüncü sırada yer almakta
olup yükseköğretim mezunlarının toplam oranı %24,97’dir.
TGSS verilerine göre, TÜİK’in 2022 yılı verileriyle uyumlu bir şekilde, katılımcıların büyük çoğunluğu yoğun
kentlerde (%67) yaşarken, %16,7’si orta yoğun kentlerde ve %16,3’ü kırsal bölgelerde yaşamaktadır.
Örneklemin Demografisi
8
Verilerle Türkiye’de Genel Sağlık Profili
Grafikleri Nasıl Okumalıyım?
TGSS raporlarında yer alan grafikler farklı soru tiplerine göre çeşitli biçimlerde sunulmaktadır.
Grafiklerin doğru yorumlanabilmesi için aşağıdaki açıklamalar dikkate alınmalıdır.
Yalnızca iki cevap kategorisi içeren grafikler:
Yalnızca “evet” ve “hayır” olmak üzere iki cevap kategorisi içeren grafiklerde her bölüm ilgili cevabı
veren katılımcıların oranını göstermektedir. 1 numaralı bölge “hayır” (%18) cevabını verenleri; 2
numaralı bölge “evet” (%82) cevabını verenleri temsil etmektedir.
1
2
İki gruba toplanmış çoklu cevap kategorileri içeren grafikler:
İkiden fazla cevap kategorisi içeren ve orta nokta olmaksızın iki grup altında toplanan grafiklerde,
1 numaralı bölge “hiçbir zaman” (%21) cevabını verenleri; 2 numaralı bölge “ara sıra”, “çoğu
zaman” veya “her zaman” (%79) cevabını verenlerin toplamını temsil etmektedir.
1
2
%21
%56
%16
%7
Üç gruba toplanmış çoklu cevap kategorileri içeren grafikler:
İkiden fazla cevap kategorisi içeren ve biri orta nokta olmak üzere üç grup altında toplanan
grafiklerde, 1 numaralı bölge “hiç katılmıyorum” veya “katılmıyorum” (%44) cevabını verenlerin
toplamını; 2 numaralı bölge “ne katılıyorum ne katılmıyorum” (%28) cevabını verenleri; 3 numaralı
bölge “katılıyorum” veya “tamamen katılıyorum” cevabını verenlerin toplamını temsil etmektedir.
2
3
1
%16
%28
%21
%7
9
Giriş
Ortalama skor veren grafikler:
Ortalama skorların çubuk grafikleriyle görselleştirildiği grafiklerde verilen aralıktaki ortalamaya
bakılmalıdır. Daha uzun olan çubuklar yüksek ortalamayı, daha kısa olan çubuklar ise düşük
ortalamayı temsil etmektedir.
Haritalar:
Ortalama skorların bölgesel dağılımının harita ile görselleştirildiği grafiklerde verilen aralıktaki
ortalamaya bakılmalıdır. Haritada bölgeler, katılımcıların ortalama yanıtlarına göre renk
kodlarıyla işaretlenmiştir. Daha düşük ortalamalar bir uçtaki renklerle (örnekte sarı), daha yüksek
ortalamalar ise diğer uçtaki renklerle (örnekte mavi) gösterilmektedir.
10
Verilerle Türkiye’de Genel Sağlık Profili
Verilerle Türkiye’de Genel Sağlık Profili
Sağlık; sadece hastalık ve sakatlığın olmayışı değil, bedenen, ruhen ve sosyal yönden tam bir
iyilik hâli olarak tanımlanmaktadır. Toplumların refah düzeyini gösteren en temel konulardan biri
olan sağlık, bireylerin yaşam kalitesini de doğrudan etkilemektedir. Günümüzde sağlık sistemleri,
sadece akut hastalıklarla değil, aynı zamanda yaşam süresinin uzamasıyla birlikte artış gösteren
kronik rahatsızlıklar ve birkaç sene önce küresel ölçekte tecrübe ettiğimiz koronavirüs pandemisi
gibi sorunlarla mücadele etmektedir.
“Verilerle Türkiye’de Genel Sağlık Profili” başlıklı bu çalışma, Türkiye genelinde toplumun sağlık
profilini ve tıbbi tanıya dayalı hastalık sıklıklarını şu dört başlıkta incelemektedir:
1. Genel Sağlık Algısı: Bireylerin kendi sağlık durumlarını nasıl tanımladıklarına ilişkin öznel
değerlendirmelerini kapsamaktadır.
2. Kronik Rahatsızlık veya Kalıcı Engel Varlığı: Günlük yaşam aktivitelerini sürdürme
kapasitesini ve toplumsal hayata katılımı etkileyen sağlık sorunlarının yaygınlığını
incelemektedir.
3. Yaygın Görülen Bulaşıcı Olmayan Hastalıklar: Toplumda sık görülen ve bir sağlık profesyo
neli tarafından tanısı konulmuş yüksek tansiyon, romatizma ve diyabet gibi hastalıkların
dağılımına odaklanmaktadır.
4. Koronavirüs Pandemisi: Covid-19 pandemisinin görülme sıklığı ve koruyucu bir önlem
olarak aşılama süreçlerinin toplumsal karşılığını ele almaktadır.
Bu rapor boyunca sunulan bulgular; cinsiyet, yaş, öğrenim düzeyi, yerleşim yeri ve coğrafi bölge
gibi değişkenler üzerinden detaylandırılarak, Türkiye’deki sağlık eşitsizliklerini, bölgesel kümelen
meleri ve toplumsal sağlık ihtiyaçlarını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Elde edilen bulgular,
sağlık politikalarının geliştirilmesi ve sağlık hizmetlerinin daha etkili bir şekilde sunulması için
önemli bilgiler sunmaktadır.
1. Genel Sağlık Algısı
Bireylerin kendi sağlık durumlarına ilişkin öznel değerlendirmeleri, sadece nesnel tıbbi verilerin
bir yansıması değil; aynı zamanda yaşam kalitesi ve iyilik halinin temel göstergelerinden biridir.
Öznel sağlık algısı, bireyin fiziksel ve ruhsal iyilik halini nasıl deneyimlediğini ortaya koyarak,
sağlık hizmetlerine erişim ve sağlıklı yaşam motivasyonu hakkında değerli ipuçları sunar.
Bu bağlamda, Türkiye genelinde bireylerin sağlık durumlarına yönelik algılarını anlamak amacıyla
katılımcılara “Genel olarak sağlığınız nasıldır?” sorusu yöneltilmiştir. Katılımcılardan genel sağlık
durumlarını; “çok kötü”, “kötü”, “orta”, “iyi” ve “çok iyi” seçeneklerinden kendilerine en uygun
olanı seçerek yanıtlamaları istenmiştir. Raporda bu yanıtlar; “iyi ve çok iyi” (olumlu), “orta” ve
“kötü ve çok kötü” (olumsuz) şeklinde gruplara ayrılarak incelenmiştir.
11
Genel Sağlık Algısı
Grafik 1.1: Türkiye’de Bireylerin Genel Sağlık Algısı
“Her 10 kişiden 6’sı sağlık durumunu iyi
veya çok iyi olarak nitelemektedir.”
Grafik 1.1, Türkiye genelinde bireylerin sağlık durumlarına ilişkin öznel algı dağılımını
göstermektedir. Verilen yanıtlara göre, toplumun %61’i genel sağlık durumunun “iyi”
veya “çok iyi” olduğunu belirtmektedir. Buna karşılık, sağlık durumunu “orta” seviyede
görenlerin oranı %33 iken “kötü” veya “çok kötü” olarak tanımlayanların oranı %7’dir.
Türkiye genelindeki bu dağılımın farklı sosyodemografik gruplar arasında nasıl dağıldığını
anlamak için takip eden grafiklerde cinsiyet, yaş, öğrenim durumu, yerleşim yeri ve coğrafi
bölgelere göre karşılaştırmalar sunulmaktadır.
Grafik 1.2: Cinsiyete Göre Genel Sağlık Algısı
“Erkekler sağlık durumlarını kadınlara göre daha
olumlu değerlendirirken; kadınlarda sağlığı ‘orta’
seviyede görme eğilimi daha yüksek.”
Grafik 1.2, cinsiyete göre genel sağlık algısı dağılımını göstermektedir. Buna göre, sağlık
durumunu “iyi” veya “çok iyi” olarak tanımlayanların oranı erkeklerde %67 iken bu oran kadınlarda
%54 seviyesinde kalmaktadır. Dikkat çekici bir fark olarak kadınların %39’u sağlık durumunu “orta”
olarak belirtirken erkeklerde bu oran %27’dir. Sağlığını “kötü” veya “çok kötü” görenlerin oranı ise
kadınlarda %8, erkeklerde %6 düzeyindedir. Bu bulgular, cinsiyetin öznel sağlık değerlendirme
lerinde bir farklılaşma noktası oluşturduğunu ve erkeklerin kendi durumlarını kadınlara oranla
daha olumlu bir düzeyde konumlandırdığını göstermektedir.
12
Verilerle Türkiye’de Genel Sağlık Profili
Grafik 1.3: Yaş Gruplarına Göre Genel Sağlık Algısı
“İleri yaş gruplarında olumlu sağlık algısı yerini ‘orta’ ve
‘kötü’ sağlığa bırakmakta; 65 yaş ve üzerinde olumsuz
sağlık algısı diğer grupların iki katına çıkmaktadır.”
Grafik 1.3, yaş gruplarına göre genel sağlık algısını göstermektedir. Bulgulara göre yaş ilerledikçe
sağlığı “iyi veya çok iyi” olarak niteleyenler düzenli olarak azalmaktadır. 18-24 yaş grubundaki
genç katılımcıların %73’ü sağlığını olumlu olarak nitelemektedir. Ancak bu oran yaşla birlikte
gerileyerek 65 yaş ve üzeri bireylerde %42’ye düşmektedir. Özellikle 65 yaş ve üzeri grupta
sağlığını “kötü veya çok kötü” olarak niteleyenlerin oranının (%15), diğer tüm yaş gruplarının
yaklaşık iki katı seviyesinde olması, yaşlanma ile birlikte artan kronik sağlık sorunlarının öznel
algı üzerindeki etkisini yansıtmaktadır.
Grafik 1.4: Eğitim Seviyesine Göre Genel Sağlık Algısı
13
Genel Sağlık Algısı
“Eğitim seviyesi yükseldikçe sağlık durumuna yönelik
olumlu algı güçlenmekte; üniversite mezunları
sağlığını en iyi bulan grup olarak öne çıkmaktadır.”
Grafik 1.4, eğitim seviyesine göre genel sağlık algısını göstermektedir. Eğitim seviyesi ile olumlu
sağlık algısı arasında paralel bir seyir izlenmektedir. Sağlık durumunu “iyi veya çok iyi” olarak
tanımlayanların oranı %71 ile üniversite mezunlarında en yüksek seviyeye ulaşırken, bir okul
bitirmeyenlerde bu oran %33’e gerilemektedir. Hiçbir okul bitirmeyen katılımcıların %28’inin
sağlığını “kötü veya çok kötü” olarak nitelemesi, bu gruptaki sağlık algısının diğer gruplara göre
belirgin şekilde daha olumsuz olduğunu göstermektedir. Bu tablo, öğrenim durumu seviyesinin
bireylerin sağlık durumlarını öznel olarak değerlendirme kriterleri üzerinde belirleyici bir faktör
olabileceğine işaret etmektedir.
Grafik 1.5: Yerleşim Yerine Göre Genel Sağlık Algısı
“Yerleşim yerleri arasında genel sağlık algısı
benzer bir dağılım sergilemektedir.’’
Grafik 1.5, yerleşim yerine göre genel sağlık algısını göstermektedir. Yerleşim birimleri arasında
sağlık algısı dağılımında belirgin bir farklılık gözlenmemektedir. Bulgular incelendiğinde, sağlık
durumunu olumlu (iyi/çok iyi) niteleyenlerin oranı orta yoğun kentlerde %63, yoğun kentlerde
%61 ve kırsal bölgelerde %58 düzeyindedir. Sağlığını olumsuz (kötü/çok kötü) görenlerin oranının
tüm yerleşim türlerinde %6 ile %8 arasında değişmesi, Türkiye’de öznel sağlık algısının yerleşim
yerinden bağımsız olarak benzer bir taban üzerinde şekillendiğini ortaya koymaktadır.
14
Verilerle Türkiye’de Genel Sağlık Profili
Grafik 1.6: Coğrafi Bölgelere Göre Genel Sağlık Algısı
“Sağlık algısının en olumlu olduğu bölgeler
Ege ve Doğu Marmara iken Doğu Anadolu
olumsuz sağlık beyanının en yüksek
olduğu bölge olarak kaydedilmiştir.”
Grafik 1.6, coğrafi bölgelere göre bireylerin genel sağlık algısını göstermektedir. Sağlığını “iyi”
veya “çok iyi” olarak tanımlayanların en yoğun olduğu bölgeler Ege (%68), Doğu Marmara (%66)
ve Güneydoğu Anadolu (%65) olmuştur. Öte yandan, sağlığını “kötü” veya “çok kötü” görenlerin
oranı Kuzeydoğu Anadolu’da %15 ile Türkiye ortalamasının iki katına ulaşarak en yüksek
seviyeye çıkmıştır. Ortadoğu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri de %10’luk olumsuz sağlık algısıyla
Kuzeydoğu’nun hemen ardından gelmektedir. Doğu Karadeniz bölgesi ise %2 ile sağlığını kötü
niteleyenlerin en az olduğu bölge olarak dikkat çekmektedir. Bu coğrafi farklılıklar, bireysel
sağlık algıları değerlendirilirken bölgesel dinamiklerin göz önünde bulundurması gerektiğini
göstermektedir.
15
Kronik Rahatsızlık veya Kalıcı Engel Varlığı
2. Kronik Rahatsızlık veya
Kalıcı Engel Varlığı
Bireylerin sağlık durumları, sadece kısa süreli sağlık sorunlarıyla değil, aynı zamanda uzun
süreli veya kalıcı sağlık sorunlarıyla şekillenmektedir. Kronik hastalıklar ve engellilik durumu;
bireyin fiziksel sağlığının yanı sıra günlük yaşam aktivitelerini sürdürme kapasitesini sınırlayan
fonksiyonel kısıtlılıklara yol açabilmektedir. Bu kısıtlılıklar, bireyin toplumsal hayata katılımını
ve sosyal rollerini doğrudan etkileyen, dolayısıyla sağlık hizmeti ihtiyacıyla birlikte toplumsal
destek mekanizmalarına olan ihtiyacı da belirleyen temel unsurlardır.
Bu kapsamda katılımcılara, “Çalışma kapasitenizi veya kendinize bakma yeteneğinizi etkileyen
uzun süreli bir hastalığınız, kronik bir rahatsızlığınız veya kalıcı bir engeliniz var mı?” sorusu
yöneltilerek sadece tıbbi bir teşhisin varlığı değil, aynı zamanda bu durumun bireyin yaşamı
üzerindeki sınırlayıcı etkisi sorgulanmıştır.
Grafik 2.1: Türkiye’de Kronik Rahatsızlık veya Kalıcı Engel Varlığı
“Toplumun dörtte biri, çalışma kapasitesini
veya öz bakım yeteneğini sınırlayan uzun süreli
bir sağlık sorunu ile yaşamaktadır.”
Grafik 2.1, Türkiye genelinde bireylerin çalışma kapasitesini veya kendine bakma yeteneğini
etkileyen uzun süreli hastalık, kronik rahatsızlık veya kalıcı engel varlığını göstermektedir.
Bulgulara göre, katılımcıların %25’i çalışma kapasitesini veya kendine bakma yeteneğini etkileyen
bir kronik rahatsızlığa ya da engele sahip olduğunu beyan etmiştir. Buna karşılık, toplumun %75’i
yaşamını bu boyutta etkileyen sınırlayıcı bir sağlık sorunu bulunmadığını belirtmiştir.
Türkiye genelindeki bu dağılımın farklı sosyodemografik gruplar arasında nasıl dağıldığını
anlamak için takip eden grafiklerde cinsiyet, yaş, eğitim seviyesi, yerleşim yeri ve coğrafi
bölgelere göre karşılaştırmalar sunulmaktadır.
16
Verilerle Türkiye’de Genel Sağlık Profili
Grafik 2.2: Cinsiyete Göre Kronik Rahatsızlık veya Kalıcı Engel Varlığı
“Kadınlarda kronik rahatsızlık beyanı, erkeklere
göre az bir farkla daha yüksektir.”
Grafik 2.2, cinsiyete göre çalışma kapasitesini veya kendine bakma yeteneğini etkileyen uzun
süreli hastalık, kronik rahatsızlık veya kalıcı engel varlığını göstermektedir. Bulgulara göre,
kadınların %26’sı bu tür bir kısıtlılık yaşadığını beyan ederken, erkeklerde bu oran %23 olarak
kaydedilmiştir. Her iki cinsiyet grubunda da katılımcıların büyük çoğunluğu (%74 ve %77) yaşamla
rını sınırlayan kalıcı bir sağlık sorunu bulunmadığını belirtmiştir. Bu veriler, fonksiyonel kısıtlılık
yaratan sağlık sorunlarının cinsiyetler arası dağılımda birbirine yakın oranlarda seyrettiğini
ancak kadınların bu durumu erkeklere kıyasla az bir farkla daha fazla deneyimlediğini ortaya
koymaktadır.
Grafik 2.3: Yaş Gruplarına Göre Kronik Rahatsızlık veya Kalıcı Engel Varlığı
“Yaş ilerledikçe sağlık sorunları artıyor; 65 yaş ve üzerinde
her iki kişiden biri fonksiyonel kısıtlılığa sahip”
Grafik 2.3, yaş gruplarına göre çalışma kapasitesini veya kendine bakma yeteneğini etkileyen
uzun süreli hastalık, kronik rahatsızlık veya kalıcı engel varlığını göstermektedir. Bulgular, yaşın
ilerlemesiyle birlikte bireylerin yaşamlarını sınırlayan sağlık sorunları bildirme sıklığının arttığını
ortaya koymaktadır. En genç yaş grubu olan 18-24 aralığında kronik kısıtlılık beyanı %14 iken,
bu oran 45-54 yaş grubunda %33’e, 65 yaş ve üzeri bireylerde ise %48’e yükselmektedir. Elde
edilen sonuçlar, kapasite ve öz bakım yeteneğini etkileyen sağlık durumlarının toplumun ileri yaş
gruplarında genç kuşaklara kıyasla çok daha yüksek bir sıklıkla deneyimlendiğini göstermektedir.
17
Kronik Rahatsızlık veya Kalıcı Engel Varlığı
Grafik 2.4: Eğitim Seviyesine Göre Kronik Rahatsızlık veya Kalıcı Engel Varlığı
“Eğitim seviyesi arttıkça kronik rahatsızlıklar
azalıyor; okul bitirmeyen grupta fonksiyonel
kısıtlılık %50’nin üzerine çıkmakta”
Grafik 2.4, eğitim seviyesine göre çalışma kapasitesini veya kendine bakma yeteneğini etkileyen
uzun süreli hastalık, kronik rahatsızlık veya kalıcı engel varlığını göstermektedir. Bulgulara göre,
öğrenim durumu ile fonksiyonel kısıtlılık beyanı arasında belirgin bir farklılaşma gözlenmek
tedir. Lisansüstü mezunlarının %15’i, üniversite mezunlarının %17’si ve lise mezunlarının %18’i
yaşamlarını sınırlayan bir sağlık sorunu olduğunu belirtirken; bu oran ortaokul mezunlarında
%29’a, ilkokul mezunlarında ise %38’e yükselmektedir. Bir okul bitirmeyen katılımcılarda ise %56
ile en yüksek seviyeye ulaşarak, bu grupta yer alanların yarısından fazlasının çalışma veya öz
bakım kapasitesinin etkilendiğini ortaya koymaktadır.
Grafik 2.5: Yerleşim Yerine Göre Kronik Rahatsızlık veya Kalıcı Engel Varlığı
“Yoğun kentlerde yaşayanlar, diğer bölgelere kıyasla
daha düşük oranda fonksiyonel kısıtlılığa sahip.”
Grafik 2.5, yerleşim yerine göre çalışma kapasitesini veya kendine bakma yeteneğini etkileyen
uzun süreli hastalık, kronik rahatsızlık veya kalıcı engel varlığını göstermektedir. Bulgular
incelendiğinde, yoğun kent merkezlerinde yaşayan katılımcıların %23’ü yaşamlarını sınırlayan
bir sağlık sorunu olduğunu belirtirken; bu oran orta yoğun kentlerde %28 ve kırsal bölgelerde
%29 olarak kaydedilmiştir. Buna göre kentsel yoğunluğun yüksek olduğu bölgelerde kapasite
kısıtlılığı bildirenlerin oranı, orta yoğun kent ve kırsal yerleşim birimlerine göre daha düşük bir
seviyede kalmaktadır.
18
Verilerle Türkiye’de Genel Sağlık Profili
Grafik 2.6: Coğrafi Bölgelere Göre Kronik Rahatsızlık veya Kalıcı Engel Varlığı
“Coğrafi bölgeler arasında fonksiyonel kısıtlılık
beyanları %20 ile %31 arasında değişiyor’’
Grafik 2.6, coğrafi bölgelere göre çalışma kapasitesini veya kendine bakma yeteneğini etkileyen
uzun süreli hastalık, kronik rahatsızlık veya kalıcı engel varlığını göstermektedir. Bulgular,
Türkiye’nin farklı coğrafi bölgelerinde sağlık kaynaklı kapasite kısıtlılığının heterojen bir yapı
sunduğunu ve en düşük ile en yüksek bölge arasında 11 puanlık bir fark oluştuğunu ortaya
koymaktadır.
Buna göre; Orta Anadolu (%31), Batı Karadeniz (%30) ve Ortadoğu Anadolu (%29) bölgeleri
ilk üç sırada yer alırken Doğu Marmara (%20) ve İstanbul (%22) ile Güneydoğu Anadolu (%22),
fonksiyonel kısıtlılığın en az olduğu bölgelerdir.
Söz konusu bulgular, kronik rahatsızlıkların ve fonksiyonel kısıtlılıkların Türkiye coğrafyasında
heterojen bir dağılım sergilediğini ve bölgesel sağlık profilleri arasında farklılıklar bulunduğunu
ortaya koymaktadır.
19
Yaygın Görülen Bulaşıcı Olmayan Hastalıklar
3. Yaygın Görülen Bulaşıcı
Olmayan Hastalıklar
Bulaşıcı olmayan hastalıklar (BOH), dünya genelinde özellikle son 30 yılda hastalık yükü,
engellilik ve ölüm nedenleri arasında ilk sırada yer alan sağlık sorunlarıdır. Genellikle uzun süreli
bir seyir izleyen, genetik, fizyolojik, davranışsal ve çevresel faktörlerin birleşimiyle ortaya çıkan
bu hastalıklar toplumda beklenen yaşam süresini ve yaşam kalitesini olumsuz etkilemektedir.
Raporun bu bölümünde, Türkiye genelinde görülme sıklığı yüksek olan ve kronikleşen üç bulaşıcı
olmayan hastalık, “yüksek tansiyon veya yüksek kan basıncı”, “romatizma veya kireçlenme” ve
“diyabet veya yüksek kan şekeri” incelenmektedir. Katılımcılara, bu hastalıkların kendilerine
“bir doktor, hemşire ya da başka bir sağlık personeli tarafından” söylenip söylenmediği ayrı
ayrı sorularak, belirtilen hastalıkların farklı sosyodemografik gruplar arasındaki dağılımları
belirlenmiştir.
Grafik 3.1: Türkiye’de Başlıca Kronik Hastalıkların Dağılımı
“Yaklaşık her beş kişiden biri “yüksek tansiyon”
veya “romatizma/kireçlenme” tanısına sahip.”
Grafik 3.1, Türkiye genelinde diyabet, romatizma/kireçlenme ve yüksek tansiyon tanısı alan
bireylerin dağılımını göstermektedir. Araştırma kapsamındaki üç hastalık kıyaslandığında,
yüksek tansiyon %20 ile en yaygın görülen rahatsızlık olarak öne çıkmaktadır. Bunu romatizma/
kireçlenme (%19) ve diyabet (%13) izlemektedir.
Türkiye genelindeki bu dağılımın farklı sosyodemografik gruplar arasında nasıl dağıldığını
anlamak için takip eden grafiklerde cinsiyet, yaş, eğitim seviyesi, yerleşim yeri ve coğrafi
bölgelere göre karşılaştırmalar sunulmaktadır.
20
Verilerle Türkiye’de Genel Sağlık Profili
Grafik 3.2: Cinsiyete Göre Başlıca Kronik Hastalıkların Dağılımı
“Başlıca kronik hastalıklar içinde cinsiyetler
arası farkın en büyük olduğu hastalık romatizma
ve kireçlenme; kadınlarda bu hastalık erkeklere
göre yaklaşık iki kat fazla görülüyor.”
Grafik 3.2, cinsiyete göre diyabet, romatizma/kireçlenme ve yüksek tansiyon tanısı alan
bireylerin dağılımını sunmaktadır. Bulgulara göre, diyabet tanısı alanların oranının kadınlarda
%14, erkeklerde %13 ile benzer seviyelerde seyrettiği görülmektedir.
Cinsiyetler arasındaki en büyük fark romatizma/kireçlenme kategorisinde olup, kadınların %24’ü,
erkeklerin ise %13’ü bu sağlık sorunlarına sahiptir. Diğer yandan, yüksek tansiyon tanısında
kadınlar %20, erkekler %21’lik oranlarla yine birbirine yakın seyretmektedir.
Bu bulgular, incelenen başlıca kronik rahatsızlıklar içerisinde sadece romatizmal sorunların
kadınlar üzerinde çok daha belirgin bir sağlık yükü oluşturduğuna; diyabet ve yüksek tansiyonun
ise her iki grubu da benzer düzeyde etkilediğine işaret etmektedir.
21
Yaygın Görülen Bulaşıcı Olmayan Hastalıklar
Grafik 3.3: Yaş Gruplarına Göre Başlıca Kronik Hastalıkların Dağılımı
“Yaş ilerledikçe başlıca kronik hastalıkların görülme
sıklığı artıyor. 65 yaş ve üzerindeki her iki kişiden
biri yüksek tansiyon tanısı ile yaşamaktadır.”
Grafik 3.3, yaş gruplarına göre diyabet, romatizma/kireçlenme ve yüksek tansiyon tanısı alan
bireylerin dağılımını yansıtmaktadır. Sonuçlara göre her üç hastalık grubu da yaşlanma süreciyle
paralel bir yükselişe sahiptir. Özellikle 45 yaş ve üzeri gruplarda, kronik hastalık görülme sıklığının
genç yaş gruplarına kıyasla çok daha hızlı arttığı görülmektedir.
Hastalıklara göre incelendiğinde; 65 yaş ve üzeri grubun yarısından fazlasını etkileyen bir kronik
hastalık olarak öne çıkan yüksek tansiyon, 18-24 yaş grubunda %10 iken 45-54 yaş grubunda
%25’e, 65 yaş ve üzerinde ise %53’e ulaşmaktadır.
Romatizma veya kireçlenme tanısı, en genç grupta %4 iken, 45-54 yaş grubunda %29’a yüksel
mekte ve 65 yaş ve üzerinde %42’ye ulaşarak ileri yaş grubundaki en yaygın ikinci sağlık sorunu
olmaktadır. Diyabet tanısı ise genç ve orta-genç yaş gruplarında %5 ile %8 arasında seyrederken;
45-54 yaş grubunda %20’ye, 65 yaş ve üzerinde ise %30’a ulaşmaktadır.
22
Verilerle Türkiye’de Genel Sağlık Profili
Grafik 3.4: Eğitim Seviyesine Göre Başlıca Kronik Hastalıkların Dağılımı
“Eğitim seviyesi arttıkça başlıca kronik hastalıkların
görülme sıklığı azalırken bir okul bitirmeyenler
üç hastalığın da en sık görüldüğü grup”
Grafik 3.4, öğrenim durumuna göre diyabet, romatizma/kireçlenme ve yüksek tansiyon tanısı
alan bireylerin dağılımını göstermektedir. Bulgular, öğrenim durumu kronik hastalık sıklığı
arasında ters yönlü bir seyir olduğunu ortaya koymaktadır. Öğrenim durumu düştükçe, incelenen
her üç hastalık grubunda da tanı alma oranları artış göstermektedir.
Farklılaşmanın en belirgin olduğu kategori romatizma/kireçlenmedir. Üniversite mezunlarında
%11 olan bu tanı, hiçbir okul bitirmeyen grupta %58’e ulaşarak yaklaşık 5 katına çıkmaktadır.
Benzer bir tablo yüksek tansiyon için de geçerlidir; lisansüstü mezunlarında %10 olan bu
hastalık, okul bitirmeyen katılımcılarda %48’e çıkarak bu gruptaki yaklaşık her iki kişiden birini
etkilemektedir.
Diyabet tanısı ise lise mezunlarında %9 ile en düşük seviyedeyken, bir okul bitirmeyen grupta
%29’a yükselmekte ve bu grubun hemen ardından %21 ile ilkokul mezunları gelmektedir.
Bu sonuçlar, eğitim seviyesinin kronik hastalıklara dair sağlık çıktılarında önemli bir sosyal
değişken olup düşük eğitim seviyesine sahip grupların, yaşam kalitesini doğrudan etkileyen bu
sorunlarla daha yoğun şekilde karşı karşıya kaldığını göstermektedir.
23
Yaygın Görülen Bulaşıcı Olmayan Hastalıklar
Grafik 3.5: Yerleşim Yerine Göre Başlıca Kronik Hastalıkların Dağılımı
“Diyabet tanısı kentsel alanlarda, romatizma/kireçlenme
ise kırsal bölgelerde daha yaygın görülüyor.”
Grafik 3.5, yerleşim yerine göre diyabet, romatizma/kireçlenme ve yüksek tansiyon tanısı alan
bireylerin dağılımını sunmaktadır. Bulgulara göre, hastalıklar yerleşim birimlerine göre farklı
eğilimler sergilemektedir.
Diyabet tanısı alanların oranı yoğun kentlerde %14 ve orta yoğun kentlerde %15 iken, kırsal
alanlarda %11’e gerilemektedir. Buna karşın, romatizma/kireçlenme tanısında tam tersi bir tablo
ortaya çıkmaktadır; yoğun kentlerde %17 olan bu oran, kırsal bölgelerde %23’e yükselmektedir.
Yüksek tansiyon tanısı ise yoğun kentlerde %19 iken; orta yoğun kentlerde ve kırsal alanlarda
eşit olup %22 görülmektedir.
Elde edilen bu bulgular, kentsel alanlarda diyabetin, kırsal bölgelerde ise romatizma ve yüksek
tansiyonun göreceli olarak daha yüksek bir sağlık yükü oluşturduğunu göstermektedir.
24
Verilerle Türkiye’de Genel Sağlık Profili
Grafik 3.6: Coğrafi Bölgelere Göre Başlıca Kronik Hastalıkların Dağılımı
“Romatizma/kireçlenme Türkiye’nin doğu ve kuzey bölgelerinde
sık görülürken; yüksek tansiyon Batı Marmara ve Orta Anadolu’da,
diyabet ise İstanbul’da en yüksek seviyesine ulaşmaktadır.”
Grafik 3.6, coğrafi bölgelere göre diyabet, romatizma/kireçlenme ve yüksek tansiyon tanısı alan
bireylerin dağılımını göstermektedir. Elde edilen bulgular, her üç hastalık grubunun bölgelere
göre farklı düzeylerde görüldüğünü ortaya koymaktadır.
25
Koronavirüs Pandemisi
Diyabet tanısı alanların oranı bölgeler arasında %7 ile %16 arasında değişmektedir. İstanbul %16
ile bu tanının en yüksek oranda beyan edildiği bölge olurken; Kuzeydoğu Anadolu %7 ile listenin
sonunda yer almaktadır.
Romatizma/kireçlenme tanısı, bölgelere göre en geniş aralıkta dağılım gösteren hastalıktır. Bu
tanının en yüksek olduğu bölgeler %30 ile Ortadoğu Anadolu ve %29 ile Doğu Karadeniz olarak
belirlenirken en düşük olduğu bölge ise %13 ile Batı Marmara’dır.
Yüksek tansiyon tanısı incelendiğinde; Batı Marmara ve Orta Anadolu %27 görülme sıklığıyla
listenin başında yer almaktadır. Yüksek tansiyon tanısının en düşük seviyede kaydedildiği bölge
ise %14 ile Kuzeydoğu Anadolu’dur. Diğer bölgelerde bu oran %15 ile %25 arasında değişmektedir.
Sonuçlar birlikte değerlendirildiğinde, incelenen üç kronik hastalığın Türkiye’nin her bölgesinde
farklı düzeylerde görüldüğü ve her biri için en yüksek ve en düşük bölgelerin değişkenlik arz
ettiği anlaşılmaktadır. Romatizma/kireçlenme Türkiye’nin doğu ve kuzey bölgelerinde; yüksek
tansiyon ise batı ve iç kesimlerinde daha yüksek oranlarda görülen bir genel coğrafi dağılım
sergilemektedir.
4. Koronavirüs Pandemisi
Küresel ölçekte önemli bir halk sağlığı sorunu olan Koronavirüs (COVID-19) pandemisi, bireylerin
sağlık ve özellikle koruyucu önlemlere dair yaklaşımı üzerinde önemli etkiler bırakmıştır. Pandemi
dönemi geride kalmış olsa da hastalığın toplumdaki yayılım düzeyi ve aşılama gibi koruyucu
önlemlerin benimsenme oranları, toplumun mevcut bağışıklık düzeyi ve gelecekteki olası yeni
sağlık krizlerine hazırlık düzeyi hakkında ipuçları sunmaktadır.
Raporun bu son bölümünde; katılımcıların hastalığı geçirme durumları ve aşılanma süreçlerine
dair beyanları, çeşitli sosyodemografik değişkenlere göre incelenmektedir.
Grafik 4.1: Türkiye’de Koronavirüs Hastalığı Geçirme ve Aşılanma Durumu
26
Verilerle Türkiye’de Genel Sağlık Profili
“Toplumun yaklaşık yarısı koronavirüs hastalığını
geçirdiğini beyan ederken; her 10 kişiden 8’inden
fazlası en az bir doz aşı yaptırmıştır.”
Grafik 4.1, Türkiye genelinde bireylerin koronavirüs hastalığı geçirme ve aşılanma durumunu
göstermektedir. Katılımcıların %44’ü koronavirüs geçirdiğini beyan ederken; %56’sı hastalığa
yakalanmadığını belirtmektedir. Aşılanma oranları incelendiğinde, toplumun %18’inin, bir başka
ifadeyle her 5 kişiden 1’i, koronavirüse karşı hiç aşı yaptırmadığını ifade etmiştir.
Buna göre, toplumun büyük bir çoğunluğunun aşılama yoluyla koronavirüse karşı korunmayı
seçtiği fakat yine de aşılanmayan kesimin azımsanmaması gerektiğini göstermektedir.
Grafik 4.2: Cinsiyete göre Koronavirüs Hastalığı Geçirme ve Aşılanma Durumu
“Koronavirüs hastalığı kadınlarda daha yüksek;
aşılanma düzeyinde erkekler az bir farkla önde.”
Grafik 4.2, cinsiyete göre koronavirüs hastalığı geçirme ve aşılanma durumunu göstermektedir.
Koronavirüs hastalığı geçirdiğini belirtenlerin oranı kadınlarda %47 iken, erkeklerde %42’dir.
Aşılanma durumuna bakıldığında ise erkeklerin %16’sı, kadınların ise %19’u koronavirüse karşı
hiç aşı yaptırmadığını beyan etmektedir.
27
Koronavirüs Pandemisi
Grafik 4.3: Yaş gruplarına Göre Koronavirüs Hastalığı Geçirme ve Aşılanma Durumu
“Hastalığa yakalanma oranı 35-44 yaş grubunda
diğer gruplara göre daha yüksek; aşılanma
oranları ise yaş ilerledikçe artmaktadır.”
Grafik 4.3, yaş gruplarına göre koronavirüs hastalığı geçirme ve aşılanma durumunu göstermek
tedir. Koronavirüs hastalığı geçirdiğini belirtenlerin oranı %49 ile 35-44 yaş grubunda en yüksek
seviyeye ulaşırken; 65 yaş ve üzeri bireyler ile 18-24 yaş grubunda bu oran %42’dir. Aşılanma
durumu incelendiğinde yaş ile aşılanma arasında bir paralellik gözlenmekte; 65 yaş ve üzerinde
%92, 55-64 yaş grubunda ise %93 olan aşılanma oranı, 18-24 yaş grubunda %71’e gerilemektedir.
Söz konusu bulgular, yüksek risk grubunda yer alan yaşlıların aşılanma konusunda en
yüksek hassasiyete sahip grup olduğunu ve kendilerine tanınan aşılanma önceliğinden ileri
düzeyde yararlandığını, genç nüfusta ise aşılanma oranının diğer grupların gerisinde kaldığını
göstermektedir.
28
Verilerle Türkiye’de Genel Sağlık Profili
Grafik 4.4: Eğitim Seviyesine Göre Koronavirüs
Hastalığı Geçirme ve Aşılanma Durumu
“Öğrenim düzeyi arttıkça koronavirüs hastalığı
geçirme beyanı artarken; aşılanma oranları tüm
gruplarda birbirine yakın bir seviyededir.”
Grafik 4.4, eğitim seviyesine göre koronavirüs hastalığı geçirme ve aşılanma durumunu göster
mektedir. Koronavirüs geçirdiğini beyan edenlerin oranı ile eğitim seviyesi arasında paralel bir
seyir dikkat çekmekte; lisansüstü mezunlarında %64 olan bu oran, lise mezunlarında %42’ye, bir
okul bitirmeyenlerde ise %32’ye gerilemektedir. Aşılanma durumu incelendiğinde, en az bir doz
aşı yaptıranların oranı öğrenim gruplarına göre %79 ile %88 arasında değişmektedir.
Bulgular, öğrenim durumu arttıkça hastalık görülme sıklığının da arttığını, ancak aşılanma gibi
bir koruyucu sağlık davranışının toplumun tüm öğrenim gruplar arasında daha yakın bir kabul
gördüğünü ortaya koymaktadır.
29
Koronavirüs Pandemisi
Grafik 4.5: Yerleşim Yerine Göre Koronavirüs Hastalığı Geçirme ve Aşılanma Durumu
“Koronavirüs hastalığı görülme sıklığı yoğun kentlerde;
aşılanma oranı ise kırsal bölgelerde daha yüksektir.”
Grafik 4.5, yerleşim yerine göre koronavirüs hastalığı geçirme ve aşılanma durumunu göster
mektedir. Hastalığa yakalandığını beyan edenlerin oranı yoğun kentlerde %46 iken; bu orta
yoğun kentlerde %42, kırsal alanlarda ise %40 olarak bildirilmiştir. Yerleşim birimleri arasındaki
aşılanma durumu incelendiğinde; kırda yaşayanların %86’sı en az bir doz aşı yaptırmışken, yoğun
ve orta yoğun kentlerde bu oran %82 olarak kaydedilmiştir.
Elde edilen bu sonuçlar, sosyal mesafenin korunmasının daha güç olduğu kentsel alanlarda
hastalığın daha yaygın görüldüğünü; buna karşın kırsal bölgelerde koruyucu sağlık önlemlerine
katılımın daha yüksek bir seyir izlediğini göstermektedir.
30
Verilerle Türkiye’de Genel Sağlık Profili
Grafik 4.6: Coğrafi Bölgelere Göre Koronavirüs
Hastalığı Geçirme ve Aşılanma Durumu
“Koronavirüs hastalığı en sık Karadeniz ve İstanbul’da
görülürken; aşılanma oranları doğuda daha düşük.”
Grafik 4.6, coğrafi bölgelere göre koronavirüs hastalığı geçirme ve aşılanma durumunu göster
mektedir. Buna göre coğrafi düzeyde çeşitli kümelenmeler oluşturduğu görülmektedir:
31
Sonuç
Koronavirüs hastalığı Batı Karadeniz (%53), İstanbul (%52) ve Doğu Karadeniz (%51) bölgelerinde
toplumun yarısından fazlasının hastalıkla karşılaştığı “yüksek yoğunluklu” bölgeler olarak öne
çıkmaktadır. Aşılanma oranlarında Türkiye’nin batı ve güney sahil şeridi Ege (%89) ve Akdeniz
(%88) bölgelerinde güçlü bir katılım gözlenmektedir.
Aşılanma durumunda bölgeler arası farkın daha geniş olduğu görülmektedir. Aşılanma oranlarının
en düşük seyrettiği bölgeler Türkiye’nin doğu kesiminde toplanmaktadır. Güneydoğu Anadolu
(%68) aşılanma düzeyinin en düşük olduğu bölge olurken; onu Kuzeydoğu Anadolu (%76) takip
etmektedir. İlginç bir bulgu olarak; Akdeniz (%32) ve Güneydoğu Anadolu (%34) vaka beyanının
en düşük olduğu yerler olmasına rağmen, Akdeniz aşılanmada zirvede, Güneydoğu Anadolu ise
ortalamanın altında yer alarak farklı sağlık profilleri çizmektedir.
32
Verilerle Türkiye’de Genel Sağlık Profili
SONUÇ
Türkiye Genel Sosyal Saha Araştırması (TGSS) sağlık bulguları; toplumun genel sağlık algısını,
kronik hastalık ve başlıca bulaşıcı olmayan hastalıkların (diyabet, romatizma, tansiyon) yaygın
lığını ve Koronavirüs pandemisinin yansımalarını sosyodemografik değişkenlere göre dağılımını
ortaya koymaktadır.
1. Genel Sağlık Algısı ve Kronik Hastalık Yaygınlığı
a.
Genel Sağlık Algısı: Toplumun büyük bir çoğunluğu kendi sağlık durumunu “iyi” veya
“çok iyi” olarak nitelendirme eğilimindedir. Ancak bu öznel iyilik hali; yaş ilerledikçe ve
öğrenim seviyesi azaldıkça yerini daha kötü bir sağlık algısına bırakmaktadır.
b.
Fonksiyonel Kısıtlılık: Uzun süreli rahatsızlıklar ve engellilik durumu, özellikle ileri yaş
gruplarında bireylerin günlük yaşam aktivitelerini ve toplumsal katılımını sınırlayan
temel faktörler olarak öne çıkmaktadır.
c.
Bulaşıcı Olmayan Hastalıklar: Toplumda tıbbi tanıya dayalı sağlık sorunlarının başında
yüksek tansiyon (%20) ve romatizma/kireçlenme (%19) gelmektedir. Diyabet ise her 10
kişiden yaklaşık birini (%13) etkileyen önemli bir sağlık sorunudur.
d.
Pandemi: Toplumun %44’ü koronavirüs hastalığını en az bir kez geçirdiğini beyan eder
ken; koruyucu sağlık hizmetleri kapsamında toplumun %82’si en az bir doz aşı yaptır
mıştır. Buna karşın, her 10 kişiden yaklaşık ikisinin (%18) hiç aşı yaptırmamış olması
dikkat çekicidir.
2. Sosyodemografik Değişkenlere Göre Bulguların Dağılımı
a.
Cinsiyet: Diyabet ve yüksek tansiyon görülme sıklığı cinsiyetler arasında benzer bir
seyir izlerken; romatizma/kireçlenme, iki grup arasındaki temel ayrışma noktasıdır.
Kadınlarda romatizma oranı (%24), erkeklerin (%13) yaklaşık iki katıdır. Pandemi süre
cinde ise hastalık beyanı kadınlarda (%47), aşılanma oranı ise erkeklerde (%84) daha
yüksektir.
b.
Yaş Grupları: Kronik hastalık yaygınlığı 45 yaşından itibaren belirgin bir ivme kazan
maktadır. 65 yaş ve üzeri her iki kişiden biri (%53) yüksek tansiyon tanısıyla yaşamak
tadır. Benzer şekilde, koronavirüse karşı aşılanma davranışı yaşla birlikte artış gös
tererek 55 yaş üzerinde %90’ın üzerine çıkmakta, 18-24 yaş grubunda ise %71 ile en
düşük seviyede kalmaktadır.
c.
Öğrenim Durumu: Öğrenim durumu ile kronik hastalık yaygınlığı arasında ters yönlü
bir ilişki mevcuttur. Hiçbir okul bitirmeyen grupta romatizma/kireçlenme oranı %58,
yüksek tansiyon oranı %48 gibi oldukça yüksek seviyelere ulaşmaktadır. İlginç bir bulgu
olarak, öğrenim durumu yükseldikçe koronavirüs geçirme beyanı artış göstermekte;
ancak aşılanma oranları tüm gruplarda dengeli bir seyir izlemektedir.
d.
Yerleşim Yeri: Yerleşim birimlerine göre hastalıklar farklı dağılımlar sergilemektedir.
Diyabet tanısı kentsel alanlarda (%14-15), romatizma ise kırsal bölgelerde (%23) daha
yaygındır. Sosyal mesafenin korunmasının daha güç olduğu yoğun kentlerde korona
virüs vaka beyanı (%46) daha yüksekken; kırsal bölgeler aşılanma oranında (%86) kent
lerin önündedir.
33
Sonuç
e.
Bölgesel Farklar: Coğrafi bölgeler, hastalık türüne göre risk kümelenmeleri oluştur
maktadır. Romatizma/kireçlenme, Ortadoğu Anadolu (%30) ve Doğu Karadeniz’de
(%29); yüksek tansiyon ise Batı Marmara ve Orta Anadolu’da (%27) en yüksek sevi
yesindedir. Diyabetin en yaygın olduğu bölge İstanbul’dur (%16). Aşılanma oranlarında
ise Ege (%89) zirvede yer alırken, Güneydoğu Anadolu (%68) bölgeler arası en düşük
aşılanma düzeyi ile dikkat çekmektedir.
TGSS bulguları, Türkiye’deki sağlık profilinin sosyodemografik ve coğrafi değişkenlere göre
heterojen bir yapı sunduğunu kanıtlamaktadır. Özellikle öğrenim düzeyinin düşüklüğü, romatizma
ve tansiyon gibi yaşam kalitesini doğrudan etkileyen sağlık sorunlarında önemli bir risk faktörü
olarak öne çıkmaktadır. 45 yaşın kronik hastalıklarla karşılaşma açısından önemli bir eşik olması,
bu yaş grubunun müdahale için önceliklendirilmesine işaret etmektedir.
Pandemi verileri, vakaların ülkenin kuzeyi ve metropollerde daha yoğun olduğunu, ancak aşılama
gibi koruyucu müdahalelerde bölgeler arasında %21’e varan geniş bir farkın bulunduğunu ortaya
koymaktadır. Kırsal alanlarda koruyucu sağlık davranışının (aşılanma) daha yüksek olması,
kentsel alanlarda ise vaka yoğunluğunun fazla olması, yerleşim yerine özgü sağlık politikalarının
geliştirilmesi gerektiğini göstermektedir.
Sonuç olarak, dezavantajlı gruplarda (düşük eğitimli, ileri yaş, belirli bölgeler) derinleşen kronik
hastalık yükü ve aşılama oranlarındaki bölgesel eşitsizlikler; sağlık hizmetlerinin planlanmasında
ve sağlığın geliştirilmesi faaliyetlerinde bu dezavantajlı gruplara odaklanılmasının önemini
ortaya koymaktadır.